Bazı maçları izlersiniz, biter ve hayatınıza devam edersiniz. Bazılarıysa bittikten sonra bile insanın içinde devam eder. Filenin Sultanları’nın şampiyonluğu benim için biraz öyle oldu.

Son sayı geldiğinde ekrana bakıp insanın ağzından kendiliğinden şu cümle dökülüyor:

Şu Çılgın Türkler!

Aslında bu sözü boşuna sevmiyoruz. Çünkü bizim millet olarak garip bir huyumuz var. İşler kolayken değil, zorlaşınca başka bir hâle bürünüyoruz. “Buradan artık dönmez” denildiği anda bir yerlerden yeniden ayağa kalkmayı başarıyoruz.

Tarihimiz bunun örnekleriyle dolu.

Çanakkale’de karşıdaki güç belliydi, imkânlar belliydi. Kâğıt üzerinde yapılan hesaplara bakıldığında sonuç da aşağı yukarı belliydi. Fakat o hesapların içine insan iradesini koymayı unuttular.

Kurtuluş Savaşı’nda da durum çok farklı değildi. Yorgun ve yoksul bir Anadolu vardı. Buna rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bir millet ayağa kalktı ve kendi kaderini kendisi yazdı.

Elbette bir spor müsabakasını savaşla kıyaslayacak değiliz. Ama geçmişten bugüne değişmeyen bir tarafımız olduğu da gerçek:

Kolay pes etmiyoruz.

Bu karakter yıllar içinde cephelerden spor sahalarına taşındı.

Naim Süleymanoğlu’nu hatırlayın. Boyundan büyük ağırlıkların altına girip dünyayı ayağa kaldırdığı günleri…

Hamza Yerlikaya’yı…

2002 Dünya Kupası’nı…

O gün Türkiye’de futbolu seven sevmeyen herkes aynı heyecanın içindeydi. Brezilya maçlarında yerimizde duramıyor, Güney Kore karşısında dünya üçüncülüğüne ulaştığımızda sanki hepimiz sahadaymışız gibi seviniyorduk.

Sonra 12 Dev Adam geldi.

Mete Gazoz’un hedefe gönderdiği ok, Busenaz Sürmeneli’nin ringde verdiği mücadele, olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında bayrağımızı göndere çektiren nice sporcumuz…

Sporcular değişti, branşlar değişti ama ekran karşısındaki o tanıdık duygu hiç değişmedi.

İstiklâl Marşı çalmaya başladığında insanın boğazında oluşan o düğüm…

Bunun madalyayla, kupayla veya skorla açıklanabilecek bir tarafı yok.

Bu, memleket meselesi.

Şimdi aynı duyguyu Filenin Sultanları yaşatıyor.

Üstelik onların başarısının başka bir tarafı daha var. Bugün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde, herhangi bir evinde küçük bir kız çocuğu onları seyrediyor olabilir.

Belki elinde oyuncak bir voleybol topu var.

Belki odasının duvarında millî takım oyuncularından birinin fotoğrafı asılı.

Belki de içinden, “Bir gün ben de orada olacağım” diyor.

Bence kazanılan kupalardan daha kıymetli olan şeylerden biri de bu.

Bir çocuğa hayal kurdurabilmek…

Çünkü şampiyonluk kupası vitrinde kalır ama bıraktığınız cesaret başka insanların hayatında yaşamaya devam eder.

Filenin Sultanları bunu başardı.

Bize bir kez daha takım olmanın, çalışmanın, disiplinin ve son top yere değene kadar mücadele etmenin ne demek olduğunu gösterdiler.

Ama bana sorarsanız bütün bunların içinde en güzel görüntü yine aynıydı:

Ay-yıldızlı bayrağın yükselmesi…

İşte o anda insan geçmişi de hatırlıyor, bugünü de düşünüyor.

Çanakkale’den Dumlupınar’a, olimpiyatlardan futbol sahalarına, güreş minderlerinden voleybol salonlarına kadar birbirinden tamamen farklı zamanlar ve mücadeleler…

Hepsinin arasında ince bir bağ var:

Vazgeçmemek.

Bizim milletin en sevdiğim taraflarından biri de bu.

Bazen kızıyoruz, bazen birbirimizi acımasızca eleştiriyoruz, bazen aynı meselede iki kişi üç ayrı fikir çıkarıyoruz. Fakat ay-yıldız söz konusu olduğunda bir anda bütün farklılıkları unutabiliyoruz.

Bir sayı geliyor, milyonlar aynı anda ayağa kalkıyor.

Bir sporcu kürsüye çıkıyor, milyonlar aynı anda gururlanıyor.

İstiklâl Marşı başlıyor, herkes susuyor.

Sanırım bizi millet yapan şeylerden biri tam olarak bu.

O nedenle Filenin Sultanları’nın kazandığı başarıyı yalnızca spor sayfalarına bırakmamak gerekiyor.

Onlar bir kupa daha kazandı ama bize bundan fazlasını bıraktılar.

Özellikle gençlere şu eski gerçeği yeniden hatırlattılar:

Karşındaki ne kadar güçlü olursa olsun, çalışmadan kazanamazsın ama mücadele etmeden de kaybetmiş sayılmazsın.

Son top yere düşmeden maç bitmez.

Belki bizim hikâyemizin özeti de budur.

Tarih boyunca hakkımızda çok hesap yapıldı. Bundan sonra da yapılacaktır.

Yalnız hesap yapanların unutmaması gereken bir şey var:

Türk milletini hesaplarken sadece elindekilere bakmayacaksınız. İnanınca neler yapabildiğini de hesaba katacaksınız.

Çünkü bizde “olmaz” denilen yerde başlayan çok güzel hikâyeler vardır.

Bu defa o hikâyeyi Filenin Sultanları yazdı.

Ellerinize, emeğinize, yüreğinize sağlık kızlar…

Bir kupadan daha fazlasını kazandırdınız. Bir ülkeyi aynı anda ayağa kaldırdınız, milyonların yüreğini aynı heyecanda buluşturdunuz ve bize bir kez daha o güzel cümleyi söylettiniz:

Şu Çılgın Türkler…

Ay-yıldız gökyüzünde dalgalandıkça, bu milletin çocukları inanmaya, mücadele etmeye ve yeni hikâyeler yazmaya devam edecek.

Ve her büyük zaferin ardından olduğu gibi bugün de gururla haykıracağız:

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!