Fransız edebiyatının dev ismi Victor Hugo, Sefiller (Les Misérables) romanında sadece bir karakterin hikayesini değil, dönemin sert ve acımasız sosyal yapısını da eleştirir. Romanın başkahramanı Jean Valjean’ın on yıllarca süren kaçışının ve acı dolu kaderinin başlangıç noktası, aslında son derece küçük bir hırsızlık girişimidir: Bir somun ekmek çalmak.
Açlığın Getirdiği Trajedi
Jean Valjean, kız kardeşinin açlıktan ölmek üzere olan yedi çocuğu için bir fırının camını kırarak bir adet ekmek çalar. Bu eylem, karakterin gözünde bir "suç" değil, çaresiz bir "hayatta tutma çabası" olsa da, dönemin katı yasaları bu durumu affetmez. Hugo, bu olayı bir insanın kaderindeki felaketin başlangıcı olarak nitelendirir; çünkü bu basit ekmek hırsızlığı, Valjean’ın tam 19 yıl boyunca kürek mahkumu olarak hapis kalmasına neden olacaktır.
Ekmekten Kürek Mahkumiyetine
Orijinal cezası sadece birkaç yıl olmasına rağmen, Jean Valjean’ın hapishaneden kaçma girişimleri cezasının katlanarak artmasına yol açar. Hugo, bu hırsızlık olayı üzerinden şu can alıcı soruları sorar:
-
Bir parça ekmek, bir insanın özgürlüğünden ve geleceğinden daha mı değerlidir?
-
Toplum, bir ferdini aç bırakarak mı suçlu yaratır?
Kaderin Dönüşümü
Bu hırsızlık olayı, Valjean'ın ruhunda derin yaralar açsa da, hapisten çıktıktan sonra karşılaştığı Piskopos Myriel ile olan hikayesi, çalınan o ekmeğin yarattığı felaketi bir "arınma ve kefaret" yolculuğuna dönüştürür. Ancak edebiyat dünyasında Jean Valjean, "bir somun ekmek yüzünden hayatı kararan adam" imgesiyle adaletsizliğe karşı sessiz bir çığlık olarak kalmaya devam eder.




