Herkes Haklıysa Bu Memlekette Haksız Kim?

Abone Ol

Bizim memlekette haksız insan bulmak, boş otopark yeri bulmaktan biraz daha zor.

Kime sorsan haklı.

Esnafa soruyorsun:

“Abi bu niye bu kadar pahalı?”

“Vallahi kurtarmıyor kardeşim.”

Müşteriye soruyorsun:

“Niye almıyorsun?”

“Bu paraya alınır mı kardeşim?”

İkisi de haklı.

Ev sahibine soruyorsun:

“Bu kira biraz fazla değil mi?”

“Masraf çok.”

Kiracıya soruyorsun:

“Nasıl geçiniyorsun?”

“Geçinemiyorum.”

O da haklı, bu da haklı.

İşveren dertli:

“Çalıştıracak adam bulamıyoruz.”

Çalışan dertli:

“Bu paraya nasıl çalışalım?”

İş arayan iş bulamıyor, işveren adam bulamıyor.

Ortada garip bir durum var: Herkes birbirini arıyor ama kimse birbirini bulamıyor.

Trafikte daha da güzeliz.

Korna çalan haklı.

Önündeki haklı.

Arkadan selektör yapan zaten kendince çok haklı.

Kaldırıma araba bırakan, “İki dakikalık işim vardı” diye haklı.

Kaldırımda yürüyemeyen vatandaş da haklı.

Trafik polisi gelse muhtemelen o da haklı.

Bir tek trafik haksız galiba.

Kurumlarda da durum farklı değil.

Vatandaş:

“İşim neden olmadı?”

Görevli:

“Mevzuat böyle.”

Görevliye:

“Bu mevzuat neden böyle?”

“Onu biz yapmadık.”

Mevzuatı yapanı bulabilirsen ona da sorarsın, muhtemelen onun da son derece haklı bir açıklaması vardır.

Sonunda iş yine olmamıştır ama ortada suçlu da yoktur.

Biz galiba zamanla çok ilginç bir yetenek geliştirdik:

Sonuçlardan şikâyet ediyoruz ama sebepler konusunda hep masumuz.

Çöp yere kendi kendine düşüyor.

Trafik kendi kendine kilitleniyor.

Fiyatlar kendi kendine yükseliyor.

İşler kendi kendine aksıyor.

Liyakat kendi kendine kayboluyor.

Saygı kendi kendine azalıyor.

Sonra hep beraber oturup memleketin hâline üzülüyoruz.

En güzel tarafı da şu:

Kimse kendisini problemin içinde görmüyor.

Biz problemi hep karşı apartmanda arıyoruz.

Bir toplantıda işler kötü gittiyse yönetim suçlu.

Yöneticiye sorarsan çalışanlar ilgisiz.

Çalışana sorarsan imkân yok.

İmkânı sağlayana sorarsan bütçe yok.

Bütçeye sorsak herhalde o da:

“Ben ne yapayım, beni de böyle hazırladılar.” diyecek.

Zaten bizim memlekette sorumluluk biraz sıcak patatese benziyor.

Kimsenin elinde fazla durmuyor.

Birinden diğerine geçiyor.

Sonra yere düşüyor.

Hep beraber patatese kızıyoruz.

Belki de asıl meselemiz kimin haklı, kimin haksız olduğu değildir.

Çünkü insan bazen gerçekten haklı olabilir ama yine de çözümün bir parçası olmayabilir.

Haklı olmak başka şeydir, sorumluluk almak başka.

Biz haklı çıkmayı o kadar sevdik ki bazen sorunu çözmeyi ikinci plana attık.

Evde, işte, sokakta, kurumda…

“Ben nerede yanlış yaptım?” sorusundan önce,

“Ben sana demedim mi?” cümlesini hazırlıyoruz.

Çünkü “Ben haklıydım” demek rahatlatıyor.

“Benim de bunda payım var” demek biraz ağır geliyor.

Belki memleketin ihtiyacı daha fazla haklı insan değildir.

Biraz da;

“Burada benim de hatam var.”

“Bunu daha iyi yapabilirdim.”

“Karşımdakini de dinleyeyim.”

“Bahane aramak yerine şu işi çözelim.”

diyebilen insanlara ihtiyacımız vardır.

Çünkü herkesin sürekli haklı olduğu bir yerde yanlışların bu kadar çok olması matematiğe pek uymuyor.

Ya matematikte bir problem var…

Ya da bizim terazinin iki kefesine de “BEN” yazmışız.

O yüzden bir gün sokakta gerçekten haksız birini görürseniz hemen kızmayın.

Adamı bir kenara çekip çay ısmarlayın.

Hatta fotoğrafını çekin.

Çünkü memlekette yıllardır aradığımız kişiyi sonunda bulmuş olabiliriz.

Herkes haklıysa bu memlekette haksız kim?

Belki de cevabı başkasında aradığımız için yıllardır bulamıyoruz.

{ "vars": { "account": "UA-9724995-2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }